Prof. Dr. Mustafa ALICI Nehirden Denize Özgür Filistin Sempozyumunda “Pratik Siyonist Şiddetin Pasif Teorileri: Post-Buberyen Dönem Yahudi Düşüncesinde Vaadedilmiş Toprak ve Kudüs Yaklaşımları” Konulu Tebliğini Sunmuştur.

Prof. Dr. Mustafa Alıcı sunmuş olduğu tebliğe dair şu açıklamalarda bulundu:

Ben bu sunumumda Post-Buberyen (Postmodern) Dönemde ortaya çıkan Yeni, dönüştürücü, eleştirel, Çok boyutlu, Parçalı ama sürekli güncellenen özelde Kudüs genelde Vaadedilmiş Kutsal Toprak anlayışlarına odaklanacağım
1. Ortaçağ Yahudi düşüncesine Feyyumi, Yehuda Ha levi ve Musa b. Meymun(Maymonides) gibi Yahudi düşünürleri damgasını vururken Modern dönemde belirleyici en önemli Yahudi filozofları Franz Rosenzweig, bilhassa Martin Buber olmuştu.
2. Post Şoah /Holokost sonrası oluşan ve zaman zaman Post-buberyen dönem de denilen çağdaş/ bilişsel Yahudi düşüncesi ise üç katman halinde tasnif edilebilir:
Birinci katman kendileri de Yahudi asıllı olan, çoğunluğu hala yaşayan ve Postmodernizmi ideolojiden durum formuna dönüştürmeye çabalayan eksen/mihver sahibi ve kurucu filozoflar olarak bilinen düşünürler olup bunlar arasında mesela Noam Chomsky, Emmanuel Levinas, Leo Strauss, Richard Rorty, Jacques Derrida öne çıkmaktadır.
İkinci katmanda söz konusu eksen filozofların etkisinde yeni bir Rabbinik/Talmudik Yahudi düşüncesinin peşine düşen ve bu bağlamda Kudüs hakkında değerlendirmeler bulunan teologlar ve dini düşünürler gelmektedir. Bu tür önemli figürler arasında Jacob Neusner, Peter Ochs, Eugene Browitz ve Susan E. Shapiro bulunmaktadır.
Üçüncü katmanda ise postmodernizmin daha fazla etkisinde olarak Kudüs ve Vaadedilmiş Toprak fikrini “popüler kültür” veya “profanlaşmış düşüncelerle” yoğurarak meseleyi daha fazla beşeri ve sekülerleştiren David Novak, Rafael Jospe ve Shlomo Sand gibi Yahudi fikir adamları bulunmaktadır.
Ancak bu katmanlaşmalara rağmen bu düşünürlerin ortak görüşü;
a. Çağdaş dönemde özellikle gelecek dünyada hatta dünyanın geleceğinde tekelci bilgi, ulaşılamaz mülk ve teopolitik güç sahibi olarak dünya konjonktüründe önemli pay sahibi olmak isteyenler daima Yahudiler kalacaktır.
b. Bu üç katmanda ki düşünürlere göre Klasik çağda vaat edilen mukaddes toprak, odağındaki tapınak-ruhban ve onların politik yönü olan kral-Mesih gibi üçlü ve ardışıl ilahi vaatle beslenen Yahudiler, artık seçilmiş halk olarak kendisine ait Kudüs ile etrafındaki toprakların insanlık tarihinde belirleyici olmalıdır . bu yüzden hepsi de Kudüs ve kutsal toprak fikrinin asla “sıradanlaştırılmamış”, “yerelleştirlmemiş” hatta “folklorik değere düşürülmemiş” olmasını arzulamaktadırlar.
c. Yine bu düşünürler için seçilmiş olana ait her şey, basit olana verilemez aksine elit, üst sırada ve zirve insanlar için yani İsrail için temel ve odaktaki meseledir.
d. Bu bakımdan onlara göre ateizm, pozitivizm veya Marksizmden ahlaki tektanrıcılığa kadar geni yelpazede çalışan modern düşünürlerin evrenselci, ütopik fikirleri artık başarısız olduğu ortadadır;
e. Önceki tüm Yahudi kavram ve yaklaşımlar dışlayıcı ve özelci geleneğin yapıtaşları dahil mutlak ve tekelciliği öne çıkaran görüşler geçersiz olup dönüştürücu, senkretik ve her zaman ve her yerde parçalı ve çok boyutlu geçerli entegral düşünce yapıları devreye sokulmalıdır.
f. Buradan hareketle Rabinik/ Talmudik dönemlerde yani klasik dönemde oluşturulan toprak ve Kudüs fikri dahil geleneksel Yahudi tikelci düşünme, yorumlama ve yaşam biçimleriyle ilişkili tüm kavramların yeniden ve eleştirel açıdan yapı sökümlerle ama gelenekten kopmadan yeniden kurgulanmasının gereklidir.
g. Bu bağlamda postmodern Yahudi düşünürler, ilahi vaatler –beşeri/ İsraili ifalar uyumuna şartlar ne olursa olsun samimi bağlılık gösterirler.
h. Bu filozoflar, Tanrı’nın İsrail ile beraber olduğu fikrine dayanan insanlar olmasına rağmen bu vaadin klasik yorumuna veya soyut evrensellik içeren modern kavramlaşmalarına karşı çıkmakta; buna karşın tüm zamanlara yayılmış ve tüm mekanlara yaşayabilen dindar bir Yahudi fikrine dayanmaktadırlar.

 

 

Facebook
Twitter
LinkedIn
Pinterest
Email